Kız Kulesinin eteklerinden Galata'nın paçasına her gün
- 6 Ağu 2014
- 2 dakikada okunur
Merhabalar,
Uzun zamandır karalama defterlerimin kıyısında köşesinde duran sayfalar arasından, rüzgarla savrulup, kopup gelmiş gibi hissediyorum kendimi. Amaçsız ve umarsız. Su gibi. Bir çatlaktan yolunu bulmuş da yürümüş gibi.
Buradaki işler özünde İstanbul temasını işliyormuş gibi görünse de benim için doğal rutinimin yansıması, arka fonu gibi aslında.
Derseniz ki nasıl, ben bir Üsküdarlıyım. Bağlarbaşı'nda geçti çocukluğum. Henüz sokaklar blok blok apartman değildi. Arkadaşlarım Yeni Mahalle'de, sıralı ahşap evlerde otururdu. Arkası bahçeli, dut ağacı, erik ağacı, incir... Yanımızdaki köşkün bahçesine girip evcilik oynardık. Yasaktı köşkün bahçesi. Çünkü kuyu vardı, ya kuyuya düşer isek! Yasaktı köşkün bahçesi o yüzden.
Şimdi ünlü bir inşaat şirketinin kapattığı, yine başka ünlü bir AVM'nin içinde olduğu araziye "Çiftlik" derdik. Dolmuşta ineceğim yeri tariflerken hala derim bunu. Kurban bayramlarında koç, koyun satılırdı. İlkokulda bizi pikniğe götürürdü hocalarımız. Ya da Fethipaşa korusuna götürülürdük. Şimdilerde rüküş tesisin olduğu yer kabak gibi açık. Koruya girdiğinde boğaz köprüsü tüm heybeti ile karşılar seni. Az aşağısı Paşa Limanı, Kuzguncuk.
Mutfak alışverişine Üsküdar çarşıya inilir. Ama kestirme olduğu için Selamsız'dan inilirdi. Şimdi Çevik Kuvvetin kale kurduğu yerde Selamsızlı çingeneler yaz kış demez, çoluk çocuk, yalın ayak halı yıkardı.
Liseyi Zincirlikuyu'da okudum. İşte ta o zaman başladı boğaziçi ile flörtüm. Şehir hatları vapuru, sis olur kalırsın hadi bakalım Beşiktaş'a geçen takalara. Yolcuların arasında gezer koçanla bilet keserdiler. Arkadaşlar Kadıköy'den biniyorsa 07:45 vapuruyla, uyku mahmuru süzülürsün Haydarpaşa Garı'nın önünden sabah sabah. Sonra Kız kulesini selamlarsın sonra bi selam da uzaktaki yakışıklı delikanlı Galata'ya.
Sonra üniversite, sonra iş güç. Şimdi işim gücüm Galata'da evimse hala Üsküdar'da.
Her sabah Kız kulesinin eteklerinden geçip, günü Galata'nın paçasında geçiriyorum
Böyle parça parça anılar, böyle parça parça hikayeler... Şimdi artık buldukları o minnak çatlaktan tatlı tatlı süzülmeye başlamışlar gibi.
İlk ataçlar süzüldü geldi. Katman katman kendi hikayeleri ile beraber. Kendi fon müzikleri ile beraber.
Her biri yeni bir şarkıymış gibi hissediyorum. Hepsine, hayat bulmadan önce, eşlik eden şarkılar gibi. Kulelere Brazzavile'in, martılara Nina Simon'un eşlik ettiği gibi.
O çatlaklardan her ne süzülüp geliyor ise, kenarları biraz eciş bücüş, kırışık, kıvrık, buruşuk, bulaşık belki, yıpranmış, kullanılmış ,bazı kaba saba, bazen bir şiir ile beraber, ham, saf, temize çekilmemiş gelebiliyor, belli olmuyor. Hayat gibi işte.
Parça parça birleşir hikayeler, noktaları birleştirip yaptığımız resimler gibi. Günlerce aradığımız puzzle'ın eksik parçası gibi. Bir parça sizden, bir parça benden, zenginleşir hikayeler.
Kısa geçmişimin gölgesinde kalan hikayeleri anlatacağım size. Aklıma geldikçe, dilim döndükçe.
Bir merhaba bana :) bir merhaba size :)








Yorumlar